karartmalar vakti

KARARTMALAR VAKTİ

dağımın öte yüzündeki

yansımalar gölgede kalsın;

örtün otlarımın üzerini,

katlı zakkumlarınızı

sonsuza gizleyin benden!

gelinciklerin gelin teli

parıltısını perdeleyin,

troya’nın yenilmiş toprağında

kızıl yürek yangınlarını

bırakmayın yanmaya benimle!

iki ıslak çakılımız

olurdu assos kumsalında

sapho’nun erosos’tan gönderdiği

derin katmanlara saklayın

o büyülü korunakları!

 

karartmalar vaktidir

kıyı şehirlerin kuş maviliğini;

arka sokakları kapatın,

siyanür buğusu yükseliyor

aşkın yalın göklerinde!

ay avlusu evlerimiz olurdu,

kırmızı kırmızı güllerimiz

dökülürdü penceresinden,

üflenmeyen kor söner dediler

şimdi küller vaktidir!

masklarla gizleyin yüzünüzü

gülümsemek iyi gelmeyebilir,

evvel zaman yazlarından

ebruli bir şiir kalmıştır belki,

sözcükleri karanlığa kaydırın!

     16.06.2011/ahmet uysal

Add a comment Haziran 19, 2011

gül meseli

GÜL MESELİ

“bahçe biziz, gül bizdedir”

I.

öğle suları
dökülür akşamın tunç kâsesine
derine, hep daha
derine
düşeriz, düşlerimiz kan revan
kanar zamanın rahlesi
dizlerimizde

ezelî bir hikâyedir bu, menzili sonsuz
hâtıralar hatrına!

masal ol anlat bizi ey leyâl
dayadım özümü sazının zühresine:
n a r ç i
ç e k l e r i

2.

daha kaç sürgün doyurur cihânı daha kaç
daha kaç göğ ekin!

anlatsın duymayanlar duyanlara!
gene su toplamış mavisi göğün

canımın bütün mercanlarına!
canımın bütün mercanlarına!

daha… daha…
darımın kumrusuna, sumrusuna dağımın

canlı bir delil gibi duruyorum, duruyorsun, duruyoruz
k ı y a m a h a l l
i n d e
artık hiçbir fâilin geri dönmediği

üstümüzde ıslak yaseminler…

bizi gül dönencelerine sorsunlar
bizi “fakir kuş”a:
düraç!
bizi şahanlar şâhına

inanmasaydık imkânsıza
hiç olur muydu mümkün!

3.

hadi daha derin sevelim
daha, daha, daha derin
ağzı açık kalsın bütün
amforaların

ey kavkısına sığmayan inci, ey sonsuz bilinç
çalağanlar, ökesiz şehirler,
rüyâ mealleri
gülün son sözüydü, döküldü
çıplak bir iştihayla mağrur:

“bu can bu tende durdukça”
boynumun borcu olsun aşk!

4.

kül hâfızadır! kül hâfızadır!
durur durur güllenir

ezelî bir hikâyedir bu, menzili sonsuz
hâtıralar hatrına!

masal ol anlat bizi ey leyâl
dayadım kulağımı toprağa: n a l s e s l e r
i

Perihan Baykal / 05.06.2011 / cosmos

Add a comment Haziran 11, 2011

izlerin büyüsü

İZLERİN BÜYÜSÜ

tekneler geçiyor

Midilli kıyı şeridinden

arkalarında şiir/izi!

*

aşk uykusundan uyandım ki

yaşlı bir zamanmış meğer

iz bırakan dudağımda

*

düşlerini size bıraktığım

o şehirde yoksunuz;

yangın izi kalmış yerinizde!

*

okşanmayan kuşlardan

ne kalır çatı katında

kanat izinden başka!

*

bugün var yarın yoksam:

Troya toprağında

semender izi olsam!

*

aşk izidir kuşkusuz

bunca yıl silinmeyen, dilimdeki

sözcüklerin ince ürpertisi.

Ahmet Uysal/7.02. 2011

(Troya’da Opera adlı dosyadan)

Add a comment Mayıs 22, 2011

bağbozumu

BAĞBOZUMU

 

Ekmeği akıt

suyu böl!

 

Suyu bahçeye çevirir gibi

yüzünü bana çevir,

 

kirpiklerini batır hüznüme

 

ve öğret bana deliliği,

çünkü çok bunaldım

aklımı hep yanımda taşımaktan!

 

Bilsem bensiz çıldıracak nikotin

inan, çeker giderdim

üstüne basa basa sözcüklerin.

 

Beni bağışla,

adı bağbozumu olan

bir hüzünse bana yakışan!

 

Ruşen Hakkı

Add a comment Nisan 15, 2011

perihan baykal/uzun yol meseli

 

UZUN YOL MESELİ

                                          “Söktüm atımı söğüdün gölgesinden
                             Şimdi yol benim yeniden”

                                               Birhan Keskin

1. 

en yalman yüzünde durdum vâdimin
vâdesi solmuş vaatlerin… leyyl!

akları mor ötesi

ah, ne çok recm acısı yürekte
sakalı cefayla uzamış
ne çok forsa!

kanlı ekmek doğruyor suyumuza tanrılar
saatler hep aynı yerden
vuruldukça derin!

ala geyik, âlâ geyik!
hangi sılanın gurbetidir göğsünde, tığ teber
sen yara de, ben
dört mevsimlik dalgınlık diyorum ona

2.

aç göğünü ben geldim!
kimim var ki senden başka?
ey çatlayan kın, kabaran kabuk!

işte giydim o âteşten gömleği
bir çiçek sapı gibi eğip boynumu
buldanından süzülen zağlı buhura

aşka nâzır olsun da kalbim
varsın görmesin denizi!

mem û zin’den beri
mem û zin’dan beri!

yaramın içi
nar içi

3.

bir yelkendi açtığın geceye, kaçtığım
sabahın epergeni
durmadan oğullar büyüttüğüm

uzun bir konvoy, silsilesi dağ
eşkıya kesti yolumu
dediler –ağızları köpük-
git kendine yeni bir çöl bul
üzerinde hiç toz izi olmayan

ah! ne çok gül, kör kuyulara
yanlış adreslerden dönen
ne çok allı pullu mektup!

uyutup ateşi külde
-tennenni nen-

yeniden öğreniyorum adını nesnelerin
bir, bir, unutup!

4.

yeniden öğreniyorum adını, ey eğri kemik
kim kimin karasına kefil
kim kimin kefinine yama

bir şahmaranmış susmak, belki iki
içine büyürmüş bazı dağlar, derin!

kesildi hayzından gelincik
beyazından tellim kuğu!

anladım geçen anla
incinmeden incisi açmaz
ne hayatın, ne dilin!

5.

hadi benim sarı sabrım, hadi benim arı
al işte gül tadında bir bergüzâr
hatırladıkça ağla, ağladıkça gül!

onca dereden geçtin bilmedin
en çok       
ateşten geçerken tanırmış insan suyu

~*~

    PERİHAN BAYKAL
Afrodisyas-Sanat, Kasım-Aralık 2010

 

*son aylarda okuduğum en iyi şiirlerden biridir “uzun yol meseli”.  bu güzel dizeler, 

bir dergi sayfasında kalmasın istedim. şiirimizin sürüklenmek istenilen ne 

olduğu belirsiz mecra dışında kalabilen kaç şair kaldı dersiniz. yıllıklara karşı yapılan

çıkışlar boşuna değil kuşkusuz. (A.U)

Add a comment Mart 14, 2011

aya tapma günleri

AYA TAPMA GÜNLERİ

 

dönmeyen kuşlar yüzünden,

tutup bir uzaklığı sevdim;

gözleri eylül yağmuruydu,

güneşin doğuşu troya’da,

öte yakasıydı boğazın

 

ah, şu kar altında uç veren

dağ zambakları yok mu

yalınlığı sevdim onlar yüzünden;

az az söyleyip susmayı,

aşk kılmayı her yolculuğu

 

şiir yazmasan da olur ey,

demeleri boşuna olamazdı,

şiir zamanlara savruluyordum

oraya, yok olmaya, son olmaya

dudağımla, kalbimle!

 

görün işte sunaklara sığındım

ilkel şamanımla içimdeki,

aya tapmanın güzelliğine;

yağmura, rüzgâra bürünmeye

uzanmaya bir dağın duldasına…

ahmet uysal

        mart 2011/ida

Add a comment Mart 7, 2011

sunam aman/zeynep uzunbay

 

 

               SUNAM AMAN

 

 

baharın ucu görünsün

orada takılsın istiyorum mevsim

şubat bana yakışıyor Suna

ben öyle şen şakrak değilim

mutsuz umutsuz da değilim tam

açtım soldum olacak leylak

tütüp savrulacak iğde kokusu

gelmesin Suna ben onu bekleyeyim

beklemek bana yakışıyor

ceplerime ayıp şeyler doldurup çitliyorum

öç almanın uslusu bu

 

yalan söylemişim

acı sözler sürdüm ağzıma

aynaya bakıp ağladım

ben dar sokakları seviyorum

insanlar sürtünüp geçsin

üşümüş bereli şubatıma

ruhumu teyellemiş şu ay ışığını

söküp atacağım

ben ruhumu yırtık seviyorum Suna

 

durmadan büyüyor kalbimdeki nar

şimdi orta yaşlı bir dünya kadar

kalbi narlı bir sevgilim olsaydı

açılır karışırdık

narkardeş olurduk onunla

olmadı Suna olmaz da

kendiliğinden çatlayacak

parmaklarımdan damlarsa

ben onunla slogan yazarım duvarlara

“sunam dağlar duman aman”

şubata benekler yaparım kırmızı kırmızı

oldum olası sevemedim ortaları

arkada kalacağım Suna

belki de kaçacağım

benim yerime sen imzala şu devrimi

 

 

bak ne kadar cesur şu insanlar

bir o kadar hazır cevap

ben öyle değilim Suna

cuk oturan sözler gece gelir aklıma

iş işten aşk şiirden geçmiş olur yani

uyku getiren şemsiyem bozulur

narımı üflemeye başlar kuku

ruhum hem yırtık hem de yanık

sen enginar pişirdiğime bakma

 

sözcüklerden yoruldum artık

onları sana vereyim mi Suna

istediğini yap

şubatı süsle mesela

ben arkalarda kalsam diyorum

hatta belki kaçsam diyorum

hiç mi tanıdık bir hayat yok

galiba çatlıyor Suna

       (Kim’e adlı yapıtından alınmıştır )

Add a comment Şubat 14, 2011

bülent güldal şiiri

 

YANIK TAMBUR

Ateşten havuzun içinde

ay büyüyor gecede

 

İnceden iniyor tülü

kuşanıyor kuytuları

 

Su mudur dökülen

alevin dilleri mi yoksa

 

Hüzzamda karar kılıyor

zaman yorgunu şadırvan

 

 Çargâhı mestane yolun

koy başını göğsüme

 

Yanık tambur, içli ney

öksüz çocuk gibiyim

 

Aşk bahsinde yaralı kuş

ıssız yuva gibiyim

 

Hiç sönmeyen yangını

taşı diyorsun bana

 

su ne yapsın ateş ne

doğuştan bir sarhoşa

 

Ay büyüyor gecede

yıldızlar dökülürken

 

“Yalnız bırakıp gitme

yine bu akşam erken”

         Bülent GÜLDAL

Add a comment Aralık 27, 2010

çocuk seni sevdim

 

 

ÇOCUK SENİ

…SEVDİM

 

çocuk seni yaz kumsallarında

ıslak çakıllarla sevdim.

 

kuşların göç yolunda

kuruyan otların ezgisiyle.

 

ayrılık şiirleri öncesiydi,

vedalardan önceydi;

 

bir usulca güz, yalınca bir söz içre,

tenha kalmış orman gülleriyle sevdim;

 

temmuzlara benzeyen kırık kalbimle

ülkemin kederli çocuklarıyla sevdim.

 

sözcüklere dönüşen yağmurlarla,

rüzgârlı Troya ikindisiyle, işte orada!

 

gökyüzü sandım koluma dokunan

kolunu, yürüyüşünü ırmak sandım.

 

çocuk seni, mavi çiçekli otlar arasında,

yaz  kumsallarıyla sevdim.

/29 Aralık 2008

Add a comment Aralık 22, 2010

emel irtem şiiri

 
ABA’MA
Heee oradan geldim…
Heee çok ağladım
Ağlamakla dert etmek aynı şey değildi
Ben maviden biraz gök çaldım
Bütün göçmen kuşlar gibi
Yakalığımı sök Aba’m
İçindeki kuşları yere dök
Gene okula geç kaldım
Başka türlü yüzmeyecek bu gemi
zaten bir denizim bile yok
Bu yüzden ben martılarla ayyaş
Hatırladıkça unuturum herşeyi..

Hee haşhaş tarlasında göküm ben
Hee karıncalarla kardeş
Biraz afyona keser bir tadım var
Sen de ispanyol paça pantolon
Epa pabuç
Ben de tiril tiril bir kombinezon
Çocukluğum valelere gömülü
Bu yüzden kargalarla mesut
Unuttukça hatırlarım her şeyi

Hee… Meksikaya giden bir gemiydim o zaman
Sen kefallere kızınca alabora oldu Meksika…
Hatırlamaktan büyük lanet yok…
Ne mesut bir güneşimiz vardı hatırla
Ama ben Sühâ yıldızına takılıp kaldım
Bir bıçak gibi kestim bakışımla gökdenizi
Bu coğrafyadan bana başka bir entari dik
Sana küçük gelenleri giymek istemiyorum artık..

2009 Mardin’i

Add a comment Kasım 29, 2010

Sayfalar

Kategoriler

Bağlantılar

Meta

Takvim

Ağustos 2016
P S Ç P C C P
« Haz    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Most Recent Posts

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.